Gündem Atlas Dünya ABD'nin İran'a yönelik askeri tehditleri: Gerçekten hangi riskler var?

ABD'nin İran'a yönelik askeri tehditleri: Gerçekten hangi riskler var?

ABD'nin İran'a yönelik askeri tehditleri, stratejik yanlış anlamalara dayalı ve sonuçları çoğunlukla göz ardı ediliyor. İran, asimetrik caydırıcılık ile askeri gücünü sürekli geliştiriyor; bu durum, olası çatışmaların karmaşıklığını artırıyor.

ABD'nin İran'ın askeri ve stratejik gücü konusundaki yanılgısı

Tahran, 19 Şubat (MNA) – Son yıllarda İran’a yönelik askeri güç kullanma tehditleri, Washington yönetiminin siyasi söyleminin temel unsurlarından biri haline geldi. Ancak bu söylemin, İran’ın stratejik ve askeri kapasitesine dair yeterli ve doğru bir anlayışa dayanmadığı değerlendiriliyor.

ABD’nin İran’a yönelik tekrar eden tehditleri, zaman zaman ağır yaptırımlar ve bölgede askeri güç gösterileriyle birlikte yürütülüyor. Ancak bu yaklaşımın stratejik sonuçları çoğu zaman göz ardı ediliyor.

Washington yönetimi bu tehditleri sürdürerek, teknolojik üstünlük ya da klasik askeri güçle kuralları belirlenemeyecek çok katmanlı ve karmaşık bir sürecin içine giriyor.

Asimetrik caydırıcılık vurgusu

Yaklaşık kırk yılı bulan Tahran-Washington gerilimi, İran’ı savunma ve güvenlik mimarisini klasik savaş doktrinlerinden ziyade “asimetrik caydırıcılık” üzerine inşa etmeye yöneltti. Uzun süreli yaptırımlar, tarihsel tecrübeler ve sürekli dış baskı, bu modelin şekillenmesinde belirleyici oldu.

Bu çerçevede İran, olası bir doğrudan çatışmanın maliyetini karşı taraf için mümkün olan en üst seviyeye çıkarmayı hedefliyor. Böylece askeri bir saldırı kararının, son derece riskli ve pahalı bir seçenek haline gelmesi amaçlanıyor.

“12 günlük savaş” ve verilen mesaj

Yakın dönemde yaşanan 12 günlük savaş sürecinde İran, pasif ya da sembolik tepkilerle sınırlı bir aktör olmadığını ortaya koydu. Tahran’ın hızlı, koordineli ve çok katmanlı karşılıkları, operasyonel kapasitesini koruduğu ve bazı alanlarda geliştirdiği mesajını verdi.

Bu süreçte dikkat çeken unsur yalnızca operasyon sayısı ya da silah menzilleri değil; hızlı karar alma, sahayı yönetme ve karşı tarafın savunma hatlarını aşabilme kabiliyeti oldu. Bu durum, İran’ın klasik modellerin ötesinde bir çerçevede düşündüğünü ve hareket ettiğini gösterdi.

Olası bir çatışmanın karmaşık denklemi

ABD küresel ölçekte büyük bir askeri güç olarak kabul ediliyor. Ancak İran ile yaşanabilecek bir çatışmanın klasik ve sınırlı bir savaş olmayacağı belirtiliyor. Bölge coğrafyası, Batı Asya’daki güvenlik kırılganlığı, İran çevresindeki ABD üsleri ve Tahran’ın bölgesel bağlantıları denklemi daha da karmaşık hale getiriyor.

Bu koşullar altında atılacak herhangi bir askeri adımın, kontrolü zor bir karşı tepki zincirini tetikleyebileceği ifade ediliyor.

Caydırıcılık araçlarının çeşitliliği

İran’ın savunma stratejisinde füze kapasitesi, deniz gücü, elektronik harp unsurları, insansız hava araçları ve bölgesel bağlantı ağları birlikte değerlendiriliyor. Bu yapı, görece düşük maliyetle daha yüksek tehdit oluşturmayı hedefleyen asimetrik caydırıcılık anlayışının temelini oluşturuyor.

Verilmek istenen mesaj ise net: Olası bir saldırı karşılıksız kalmayacak ve verilecek yanıt aynı coğrafya ya da aynı seviyede olmak zorunda olmayacak.

Savaşın sonunu belirleme riski

Askeri çatışmaların tarihi, bir savaşı başlatmanın onun seyrini ve sonucunu tamamen kontrol edebilmek anlamına gelmediğini gösteriyor. Son on yıllarda birçok büyük güç, kısa ve kesin sonuçlu olacağını düşündüğü savaşlarda uzun süreli yıpranma süreçleriyle karşılaştı.

İran ile olası bir senaryoda da Washington’ın çatışmayı başlatıp bitiş zamanını ve koşullarını belirleyememe riski bulunduğu ifade ediliyor.

Bölgesel ve küresel etkiler

Bölgede yaşanabilecek geniş çaplı bir çatışmanın enerji güvenliği, deniz ticaret yolları ve küresel ekonomik istikrar üzerinde ciddi etkiler doğurabileceği belirtiliyor. Bu durum, ABD’nin müttefiklerinin de maliyeti yüksek ve sonucu belirsiz bir savaşa mesafeli yaklaşmasına yol açabilir.

Sonuç olarak, artan tehdit söyleminin taraflar arasında öngörülemeyen ve istenmeyen bir rekabet sarmalını tetikleyebileceği; bu sürecin kontrol altına alınmasının ise giderek zorlaşabileceği değerlendiriliyor.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *