Beyaz Saray’da stratejik vertigo
Tahran, 23 Şubat (MNA) – Uçak gemileri bölgeye gönderildi, yaptırımlar sertleştirildi, tehdit dili yükseltildi; ancak Tahran geri adım atmadı. Şimdi “stratejik baş dönmesi”nin asıl adresinin Beyaz Saray olduğu yorumları yapılıyor.
Son olarak Steve Witkoff, Fox News’e verdiği röportajda, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın yoğun baskı, tehdit ve askeri güç gösterilerine rağmen geri adım atmamasına şaşırdığını ifade etti. Bu “şaşkınlık”, Washington’daki zihinsel çerçevenin sorgulanmasına yol açtı.
Yanlış varsayım tartışması
ABD yönetiminin, ağır ekonomik yaptırımlar ve sürekli askeri tehdit karşısında her ülkenin bir noktada geri adım atacağı varsayımıyla hareket ettiği değerlendiriliyor. Bölgeye uçak gemileri sevk edilmesi, gelişmiş savaş uçaklarının konuşlandırılması, geniş yankı uyandıran askeri tatbikatlar ve eş zamanlı yaptırım artışları “maksimum baskı” stratejisinin parçaları olarak görülüyor.
Batı medyasında İran’ın “çıkmazda” olduğu, “iç karışıklık” yaşadığı ya da “ekonomik olarak yıprandığı” yönündeki söylemler de bu stratejinin anlatı boyutunu oluşturdu. Ancak sahadaki tablo, beklendiği gibi bir geri çekilmeye işaret etmedi.
Washington’daki sorgulama
ABD merkezli The Atlantic dergisi de analizinde, Trump’ın baskı ve tehditlerin İran’ı neden geri adım atmaya zorlamadığını anlamakta zorlandığını yazdı. Trump’ın dış politikayı bir “pazarlık” alanı olarak gördüğü, baskının sonunda karşı tarafı masaya getireceği düşüncesiyle hareket ettiği belirtiliyor.
Ancak İran’ın karar alma yapısının, kimlik, güvenlik ve tarihsel tecrübeler temelinde şekillendiği; dış baskıya boyun eğmenin iç meşruiyet açısından zayıflık olarak algılandığı ifade ediliyor.
Baskı politikası ve direnç
İran’ın askeri kapasitesinin yanı sıra siyasi irade ve tarihsel deneyiminin de caydırıcılık denkleminde yer aldığına dikkat çekiliyor. Ülkenin kuruluşundan bu yana savaş, yaptırım ve dış müdahale girişimleriyle karşı karşıya kaldığı; bu süreçlerin “stratejik hafıza” oluşturduğu vurgulanıyor.
Analize göre artan baskı, davranış değişikliğinden ziyade iç dayanışmayı güçlendirebiliyor. Bu durum, “maksimum baskı” modelinin etkinliği konusunda Washington’da soru işaretlerine yol açmış durumda.
Yeni bir değerlendirme ihtiyacı
Yorumlarda, sorunun ABD’nin güç araçlarının yetersizliği değil, İran’ın karar alma dinamiklerinin yanlış okunması olduğu belirtiliyor. Baskıya dayalı politikanın beklenen sonucu üretmemesi, stratejinin yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılıyor.
Sonuç olarak analizler, Washington’ın ya mevcut çizgide ısrar ederek gerilimi artırmaya devam edeceği ya da İran’ın karmaşık güç yapısını dikkate alan yeni bir yaklaşım geliştireceği görüşünde birleşiyor.
