International Crisis Group, Husilerin Yemen’in batı kıyısında hükümet güçlerine karşı elde ettiği ilerlemenin Bab el-Mendeb Boğazı üzerindeki baskıyı artırdığını ve Yemen savaşının ABD-İran gerilimiyle daha fazla iç içe geçmesi riskini ortaya çıkardığını belirtti.
International Crisis Group, Yemen’de Husilerin eylül ayı ortasında ülkenin batı kıyısında gerçekleştirdiği hızlı ilerleyişin bölgesel dengeler açısından önemli sonuçlar doğurabileceği değerlendirmesinde bulundu.
Kuruluşun analizine göre Husilerin hükümet yanlısı güçlerden stratejik bölgeleri ele geçirmesi, Yemen’i ABD ve İsrail ile İran arasındaki bölgesel gerilimin daha aktif cephelerinden biri haline getirdi.
Mokha’nın ele geçirilmesi dengeleri değiştirdi
Crisis Group’un değerlendirmesine göre hükümet yanlısı güçler 11 Eylül’de kıyı kenti Mokha’yı ve güney Hodeida’dan batı Taiz üzerinden Bab el-Mendeb’e kadar uzanan savunma hattının önemli bölümünü kaybetti.
Husilerin ilerleyişi, Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan Bab el-Mendeb Boğazı çevresindeki askeri ve stratejik baskıyı artırdı.
Kuruluşa göre Husilerin kıyı boyunca ilerlemesi, Suudi Arabistan’a ve Kızıldeniz’deki deniz taşımacılığına yönelik baskı kapasitesini de artırıyor.
Crisis Group, Husilerin İran ile aynı çizgide hareket ettiğini ve Yemen’deki gelişmelerin Hürmüz Boğazı çevresindeki ABD-İran gerilimiyle bağlantılı hale geldiğini belirtiyor.
Hükümet güçlerindeki koordinasyon sorunu
Analizde, Husilerin hızlı ilerleyişinin yalnızca askeri güçlerinden değil, karşılarındaki hükümet yanlısı güçlerin parçalı yapısından da kaynaklandığı değerlendirmesi yer aldı.
Ulusal Direniş, Giants Brigades, National Shield ve Taiz eksenindeki birliklerin farklı komuta zincirlerine ve tedarik kaynaklarına sahip olduğu belirtildi.
Crisis Group, söz konusu güçlerin birleşik bir ordu gibi hareket etmemesinin rezervlerin, hava savunmasının ve karşı saldırıların koordinasyonunu zorlaştırdığını savundu.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin ocak ayında Yemen’den çekilmesinin ardından oluşan siyasi ve lojistik boşluğun da hükümet yanlısı güçler arasındaki koordinasyonu daha karmaşık hale getirdiği ifade edildi.
Bab el-Mendeb ve enerji taşımacılığı
Crisis Group’a göre Husiler açısından Bab el-Mendeb üzerindeki etkinlik, Yemen’in doğusundaki petrol sahalarından daha önemli bir stratejik değer taşıyor.
Bab el-Mendeb’in küresel deniz ticaretindeki konumu, Husilere Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonla yürütülebilecek müzakerelerde önemli bir koz sağlayabilir.
Analizde, Husilerin daha önce petrol gelirlerinin paylaşılması ve kontrol ettikleri bölgelerdeki kamu çalışanlarının maaşlarının ödenmesi gibi taleplerde bulunduğu hatırlatıldı.
2023 yılında Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonla yürütülen görüşmelerde Sana Havalimanı’nın belirli uluslararası destinasyonlara açılması konusunda da ilerleme sağlandığı belirtildi.
Ancak Crisis Group, son gelişmelerin ardından Husilerin Suudi Arabistan’ın Yemen hükümetine desteğini sona erdirmesi, Suudi güçlerinin Yemen’den çekilmesi ve savaş tazminatı gibi daha kapsamlı talepler ileri sürdüğünü aktardı.
Suudi Arabistan için iki boğaz riski
Analize göre Husilerin ilerleyişi, Suudi Arabistan açısından Hürmüz ve Bab el-Mendeb boğazlarını kapsayan daha karmaşık bir güvenlik ve enerji taşımacılığı sorununa yol açıyor.
Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz üzerinden petrol sevkiyatının azalması nedeniyle alternatif güzergahlara daha fazla yöneldiği belirtildi.
Crisis Group, Suudi Arabistan’ın petrolünü Mısır üzerinden Kızıldeniz’den Akdeniz’e taşıyan alternatif güzergahlara daha fazla başvurabileceğini ancak bu yolların daha uzun ve maliyetli olması nedeniyle enerji taşımacılığındaki baskının devam edebileceğini değerlendirdi.
Kuruluş, Bab el-Mendeb üzerindeki Husilerin kontrolü ile enerji altyapısına yönelik saldırıların Suudi ekonomisi, bölgesel ticaret ve küresel enerji piyasaları üzerinde sonuçlar doğurabileceğini belirtti.
“Öncelik ateşkes olmalı”
Crisis Group, tarafların son çatışmalardan yanlış sonuç çıkarmasının Yemen’deki savaşın yeniden geniş çaplı hale gelmesine yol açabileceği uyarısında bulundu.
Kuruluşun önerdiği ilk adım, mevcut askeri durumun dondurulması ve taraflar arasında yeni bir cephe açılmasının engellenmesi.
Bu çerçevede Husilerin Yemen içindeki ilerleyişini ve Suudi Arabistan toprakları ile gemilerine yönelik saldırıları durdurması; Suudi Arabistan ve Yemen hükümetinin ise yeni cepheler açmaktan kaçınması gerektiği belirtildi.
Crisis Group, Umman’ın taraflarla kurduğu ilişkiler nedeniyle böyle bir ateşkesin sağlanmasında arabulucu rolü üstlenebilecek ülkelerin başında geldiğini değerlendirdi.
Kuruluş ayrıca İran’ın Husiler üzerindeki etkisini kullanarak saldırıların ve yeni toprak kazanımlarının durdurulmasına katkı sağlaması gerektiğini savundu.
ABD-İran gerilimi Yemen’i etkiliyor
Analizde Yemen’deki çatışmanın ABD-İran geriliminden bağımsız değerlendirilemeyeceği belirtildi.
Crisis Group, Washington ile Tahran arasındaki gerilimin azaltılmasının Yemen’deki çatışmanın da kontrol altına alınmasına yardımcı olabileceğini değerlendirdi.
Kuruluş, Avrupa ve bölge ülkelerinin ABD ile İran arasındaki diplomatik girişimleri yeniden canlandırmaya yönelik ortak çabalarını artırması gerektiğini belirterek, Hürmüz Boğazı'ndaki karşılıklı kısıtlamaların kaldırılması, İran’ın enerji ihracatına yönelik bazı muafiyetler sağlanması ve yeni ABD yaptırımları ile İran’ın nükleer programının dondurulması gibi başlıkların yeniden ele alınmasını önerdi.
Crisis Group’a göre temel hedef, Yemen ve Hürmüz Boğazı çevresindeki gelişmelerin birleşerek Kızıldeniz'e yayılan daha geniş bir bölgesel savaşa dönüşmesini önlemek olmalı.
