Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ar-Ge ve Üretim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Hakan Uyanık, Türkiye'nin teknoloji, Ar-Ge ve yatırım ekosistemini mercek altına alan yeni bir çalışmayı kamuoyuyla paylaştı.
Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO), OECD, Dünya Bankası, IMD Dünya Rekabet Gücü Merkezi ile TÜİK, TÜRKPATENT ve TÜBİTAK verilerinin birlikte değerlendirildiği çalışmada; Türkiye'nin genç nüfusu, nitelikli insan kaynağı ve sanayi altyapısıyla ciddi bir teknoloji üretme potansiyeline sahip olduğu, ancak bu potansiyelin küresel ölçekte ekonomik güce dönüştürülmesinde yapısal engellerle karşılaşıldığı tespit edildi.
"Patent artıyor, küresel rekabette aynı ivme yok"
Çalışmaya göre Türkiye'de patent başvurularında önemli artışlar yaşanırken, uluslararası patent başvurularında aynı başarı yakalanamıyor. Yerli girişimler ortaya çıkmasına rağmen, büyümek isteyen birçok teknoloji şirketi yatırım ve finansmana erişebilmek için faaliyetlerini yurt dışına taşıyor.
"Girişim sermayesi ciddi şekilde geriledi"
Raporda, girişim sermayesi yatırımlarının son yıllarda ciddi şekilde gerilediği ve ileri aşama yatırımların neredeyse durma noktasına geldiği vurgulandı. Aynı dönemde dünya genelinde girişim sermayesi yatırımlarının büyümeye devam ettiğine dikkat çekilen çalışmada, bu durumun yalnızca ekonomik değil stratejik bir sorun olduğu belirtildi.
"Sorun mühendislik kapasitesinde değil"
Uyanık, uluslararası raporların ortak tespitine atıfla şunları kaydetti: "Sorun mühendislik kapasitesinde ya da insan kaynağında değildir. Asıl ihtiyaç; güven veren kurumlar, öngörülebilir ekonomi yönetimi, bağımsız düzenleyici yapılar ve uzun vadeli yatırım ortamıdır."
"Teşvik açıklamak yetmez, hesap verebilirlik şart"
CHP'li Uyanık, teknoloji politikalarının yalnızca teşvik açıklamakla başarıya ulaşamayacağını belirterek, "Asıl başarı; açıklanan hedeflerin bağımsız verilerle ölçülmesi, şeffaf biçimde takip edilmesi ve hesap verebilir bir yönetim anlayışıyla uygulanmasıdır" dedi.
Uyanık, Türkiye'nin ihtiyacının daha fazla potansiyel değil, mevcut potansiyeli küresel rekabet gücüne dönüştürecek güçlü kurumlar, sürdürülebilir politikalar ve geleceği bugünden planlayan bir yönetim anlayışı olduğunu vurguladı.
