Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, çocukların dijital dünyayla ilişkisini ele aldığı yazısında, teknolojinin sunduğu imkânlar kadar beraberinde getirdiği tehlikelere de dikkat çekti. Avşar, özellikle çocukların kişisel verilerinin korunmasının, onların mahremiyeti ve özgürlüğüyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti.
Avşar, çocukluk döneminin artık güçlü bir dijital çevrenin içinde geçtiğini ifade ederek, akıllı telefonlar, sosyal medya platformları, video uygulamaları, çevrim içi oyunlar ve yapay zekâ sistemlerinin çocukların günlük yaşamının ayrılmaz bir parçası haline geldiğini söyledi. Bu araçların doğru kullanıldığında eğitimi zenginleştirdiğini ve bilgiye erişimi kolaylaştırdığını kabul eden Avşar, ancak çocukların gelişim özellikleri dikkate alınmadan tasarlanan dijital ortamların ciddi riskler barındırdığını vurguladı.
Dijital platformların çocuklar üzerindeki etkisi denetlenmeli
Dünya genelinde büyük teknoloji şirketlerinin çocuklar üzerindeki etkilerinin daha sıkı denetlenmeye başlanmasının önemine işaret eden Avşar, sosyal medya bağımlılığı, kişisel verilerin kullanılması, algoritmaların kullanıcı davranışlarını yönlendirmesi ve zararlı içeriklerin yayılması gibi konuların artık sadece teknoloji sektörünün değil, toplumun geleceğini ilgilendiren meseleler haline geldiğini belirtti. Bilimsel çalışmaların, sorunlu sosyal medya kullanımı ile uyku bozuklukları, psikososyal iyilik halinde azalma ve bazı ruhsal sorunlar arasında ilişki bulunduğunu ortaya koyduğunu aktardı.
Avşar, her sosyal medya kullanan çocuğun bağımlı olmadığını, her psikolojik sorunun da sosyal medyadan kaynaklanmadığını belirterek, ancak çocukluk ve ergenlik döneminde özdenetim ve dürtü kontrolü henüz gelişimini sürdürürken, kullanıcıyı ekranda tutmaya yönelik tasarımların risklerini küçümsemenin doğru olmadığını ifade etti.
Çocukların dikkati ekonomik değere dönüşüyor
Asıl üzerinde düşünülmesi gereken hususun çocukların dikkatinin ekonomik bir değere dönüşmesi olduğunu vurgulayan Avşar, dijital platformların büyük bölümünün kullanıcıların ilgisini mümkün olduğunca uzun süre canlı tutacak şekilde çalıştığını söyledi. Sürekli bildirimler, sonsuz kaydırma, kişiselleştirilmiş içerikler ve ödül mekanizmalarının bu sistemlerin temel araçları arasında yer aldığını belirten Avşar, bir yetişkin için bile güçlü etki oluşturabilen bu mekanizmaların gelişim çağındaki çocuklar için daha dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
Çocuğun zamanının değerli ve sınırlı olduğunu hatırlatan Avşar, gün içinde uykuya, eğitime, oyuna, spora, kitap okumaya, aileyle iletişime ve gerçek hayat deneyimlerine ihtiyaç olduğunu, ekranın bu faaliyetlerin yerini almaya başlamasıyla meselenin sadece "çocuk kaç saat telefon kullandı" sorusundan ibaret olmadığını ifade etti. Asıl sorulması gereken sorunun, telefonun çocuğun hayatından hangi deneyimleri eksilttiği olduğunu söyledi.
Mahremiyet, çocuğun kimlik gelişimi için kritik
Dijital dünyanın bir başka kritik alanının çocukların mahremiyeti olduğunu belirten Avşar, bir çocuğun hangi içerikleri izlediği, ne kadar süre ekranda kaldığı, hangi konulara ilgi gösterdiği ve hangi davranışları sergilediğinin çeşitli dijital sistemler tarafından kaydedilebildiğini söyledi. Bu verilerin, çocuğun bugünkü davranışlarını ölçerken gelecekteki dijital profilinin de oluşmasına katkıda bulunduğunu ifade eden Avşar, bu nedenle çocukların kişisel verilerinin korunmasının sıradan bir veri güvenliği meselesi olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Çocuğun mahremiyetinin, özgürlüğü ve kendi kimliğini oluşturma hakkıyla doğrudan ilgili olduğunu sözlerine ekledi.
Avşar, sorumluluğu sadece ailelere yükleyerek işin içinden sıyrılmanın mümkün olmadığını belirterek, anne babaların çocuklarıyla iletişim kurması, sınırlar koyması ve rehberlik etmesi gerektiğini, ancak karşı tarafta milyarlarca dolarlık ekonomik güce, gelişmiş algoritmalara ve devasa veri sistemlerine sahip şirketler varken ebeveynlerin ne kadar koruyucu olabileceğini sorguladı.
Devletlere ve okullara büyük görev düşüyor
Bu nedenle devletlerin güçlü ve uygulanabilir düzenlemeler yapması, okulların dijital okuryazarlığı eğitimin temel unsurlarından biri haline getirmesi, sağlık sisteminin riskli kullanımı erken fark edebilmesi ve teknoloji şirketlerinin çocukların gelişim özelliklerini dikkate alan güvenli tasarım ilkelerini benimsemesi gerektiğini ifade etti.
Avşar, tüm bunların teknoloji karşıtlığı anlamına gelmemesi gerektiğini, çocukların teknolojiden uzaklaştırılmasının ne gerçekçi ne de doğru bir hedef olduğunu belirtti. Teknolojinin doğru kullanıldığında eğitim açısından olağanüstü imkânlar sunduğunu, bir çocuğun dünyanın en iyi üniversitelerinin derslerine ulaşabildiğini, yabancı dil öğrenebildiğini, bilimsel kaynaklara erişebildiğini ve yapay zekâ gibi yeni teknolojilerden yararlanabildiğini söyledi. Mesele teknolojinin varlığı değil, hangi amaçla ve hangi sınırlar içinde kullanıldığıdır.
Çocuklara sadece "telefonu daha az kullan" demek yerine, dijital dünyanın nasıl işlediğini öğretmek gerektiğini vurgulayan Avşar, bir algoritmanın neden belirli içerikleri karşısına çıkardığını, reklamların nasıl hedeflendiğini, kişisel verilerin neden değerli olduğunu, yanlış bilginin nasıl ayırt edileceğini ve dijital ortamda karşılaştığı riskler karşısında nasıl davranması gerektiğini bilen çocuğun, teknolojinin pasif tüketicisi olmaktan çıkacağını ifade etti.
Önümüzdeki yıllarda yapay zekâ ve dijital teknolojilerin hayatın çok daha büyük bölümünü şekillendireceğini belirten Avşar, bugünkü tartışmanın sosyal medya üzerinden yürütülmesinin yeterli olmadığını, çocukların geleceğinin insanın teknoloji karşısındaki konumunu belirleyen daha geniş bir mesele olarak ele alınması gerektiğini söyledi.
Geleceğin güçlü toplumlarını daha gelişmiş bilgisayarlar, daha büyük teknoloji şirketleri veya daha akıllı algoritmaların kurmayacağını belirten Avşar, geleceği düşünebilen, sorgulayabilen, empati kurabilen, gerçek insan ilişkilerini sürdürebilen ve teknolojiyi kendi iradesiyle kullanabilen insanların kuracağını ifade etti. Çocukların geleceğini korumanın onları teknolojiden uzaklaştırmak değil, teknolojiyi çocukların insanî gelişimine hizmet edecek biçimde düzenlemek olduğunu vurgulayan Avşar, devletin, ailenin, okulun, bilim dünyasının ve teknoloji sektörünün ortak bir sorumluluk anlayışı geliştirmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
