Ekonomideki yüksek faiz ortamı ve finansmana erişimdeki zorluklar, faaliyetlerini sürdüren şirketlerin borç ödeme süreçlerini her geçen gün daha da karmaşık hale getiriyor. Son Mühür Gazetesi tüzel kişi temsilcisi Hakan Kandemir, bu tabloda şirketlerin konkordato sürecine gelmeden önce Finansal Yeniden Yapılandırma (FYY) imkanından daha fazla yararlanması gerektiğini savunuyor.
Kandemir, ekonomideki mevcut durumu şu sözlerle özetliyor: "Bugün kiminle konuşsanız konu dönüp dolaşıp aynı yere geliyor: Faizler çok yüksek, finansmana ulaşmak zor, ulaşılan finansmanın maliyetini taşımak daha da zor. Bu sadece küçük işletmelerin meselesi de değil. Yıllardır çalışan, üretim yapan, malı mülkü olan, yüzlerce insana ekmek kapısı sağlayan şirketler bile nakit akışında ciddi sıkıntılar yaşayabiliyor."
Her ödeme sıkıntısı konkordato gerektirmez
Kandemir, ödeme sıkıntısına giren her şirketin konkordatoya gitmesinin doğru olmadığını belirterek, Türkiye'nin elinde önemli bir sistem olduğunu hatırlatıyor: Finansal Yeniden Yapılandırma, kısa adıyla FYY. Bu sistemin işleyişini şöyle anlatıyor: "Şirketin işi devam ediyor, üretimi veya ticareti sürüyor ama banka borçlarını mevcut şartlarla çevirmekte zorlanıyor.
FYY ile bankalar ve şirket aynı masaya oturuyor. Borcun nasıl ödenebileceğine, şirketin ne kadar süreye ihtiyacı olduğuna bakılıyor ve sürdürülebilir bir ödeme planı oluşturulmaya çalışılıyor."
Sistemin en kıymetli taraflarından birinin, şirket ile bankalara konuşabilecekleri bir zaman kazandırması olduğunu vurgulayan Kandemir, mali sıkıntıya giren şirketlerde işlerin çok hızlı sarpa sarabildiğine dikkat çekiyor: "Bir banka ihtarname gönderiyor, diğeri hukuki süreci değerlendiriyor, hesaplarda kısıtlamalar başlıyor. Şirket daha ne olduğunu anlamadan kendisini günlük faaliyetlerini bile çevirmekte zorlandığı bir noktada bulabiliyor."
90 gün meselesi ve erken müdahale
Kamuoyunda bankaların 90 gün beklediği yönünde bir algı olduğunu ancak hukuki ve sözleşmesel şartlara göre bankaların daha erken harekete geçebildiği durumlar olabileceğini belirten Kandemir, tam bu noktada FYY'nin önemine işaret ediyor: "Şirket gerçekten borcunu ödemek istiyorsa, işi çalışıyorsa ve mali yapısının düzelme ihtimali varsa, hemen icra ve tasfiye seçeneğine yönelmek yerine önce masaya oturmak herkesin yararına."
FYY'deki koruma ile konkordatodaki mahkeme kaynaklı takip yasağının aynı şey olmadığını ancak FYY kapsamındaki durumun korunmasına ilişkin mekanizmanın, alacaklı kuruluşlarla ortak bir çözüm aranabilmesi açısından çok değerli olduğunu ifade ediyor.
Çalışan şirketten tahsilat mı, durmuş şirketin malı mı?
Kandemir, "Çalışan bir şirketten alacağınızı mı tahsil etmek daha kolaydır, yoksa faaliyetleri durmuş bir şirketin mallarını yıllarca sürebilecek hukuki süreçlerin sonunda satmaya çalışmak mı?" sorusunu yönelterek cevabın ortada olduğunu söylüyor. Bu yüzden FYY'nin sadece korunması değil, daha da güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyor.
Devletin burada yapabileceği şeyler olduğunu da sözlerine ekleyen Kandemir, "Yanlış anlaşılmasın. 'Şirketlerin borcunu devlet ödesin' demiyorum. Devlet, bankaların FYY kapsamında daha rahat hareket edebilmesini sağlayacak bazı düzenlemeler yapabilir. Yapılandırmaya giden krediler konusunda bankaların üzerindeki yükü azaltacak düzenleyici kolaylıklar, belirli teşvikler veya risk paylaşım modelleri tartışılabilir."
Bankaların da bilançosu var
Bankanın da bir bilançosu olduğunu hatırlatan Kandemir, "Bankaya 'Bu şirketi yaşat, borcunu uzun vadeye yay, ödeme için zaman ver' diyorsanız, bankanın bunu yapabilmesini de kolaylaştırmanız gerekiyor" diyor. Bu noktada hakkını teslim etmek gereken kurumlar olduğunu belirterek özellikle VakıfBank'ın Finansal Yeniden Yapılandırma konusundaki çözüm odaklı ve yapıcı yaklaşımının önemine dikkat çekiyor: "Böylesine zor bir ekonomik dönemde şirketi hemen karşı tarafa koymak yerine, faaliyetini nasıl sürdürebileceğine ve borcun nasıl ödenebilir hale getirilebileceğine odaklanan bankacılık anlayışına ihtiyaç var. Bu yaklaşımı nedeniyle VakıfBank'a da ayrıca teşekkür etmek gerekiyor."
Sermaye piyasaları devreye girebilir
İşin bir başka tarafının da sermaye piyasaları olduğunu söyleyen Kandemir, "Mesela varlığa dayalı menkul kıymetler neden bu sistemin tamamlayıcı araçlarından biri olmasın?" diye soruyor. Her şirket için söylemediğini belirterek, "Gerçek alacağı bulunan, düzenli nakit akışı yaratabilen ve gerekli şartları sağlayan şirketlerde uygun varlık veya alacakların sermaye piyasaları üzerinden finansmana dönüştürülmesi değerlendirilebilir. Böylece bütün yükü bankaların sırtına bırakmamış olursunuz" diyor.
Bir tarafta bankalar mevcut borçları yeniden yapılandırırken, diğer tarafta şartları uygun şirketlerin alternatif kaynaklara ulaşmasının önünün açılabileceğini ifade eden Kandemir, bunun sıkı denetlenmesi gerektiğini vurguluyor: "Gerçek ekonomik değeri olmayan varlıkların paketlenmesinden söz etmiyorum. Bağımsız denetimden geçmiş, nakit akışı belli, ne olduğu açık varlıklardan ve alacaklardan söz ediyorum."
Asıl soru: Şirket yeniden nasıl sağlıklı hale gelir?
FYY'ye bakışın değişmesi gerektiğini belirten Kandemir, "Sadece 'Borcu kaç yıla yayacağız?' diye bakarsak sistemin yarısını görmüş oluruz. Asıl soru şu olmalı: Bu şirket yeniden nasıl sağlıklı hale gelir? Çünkü şirket sağlıklı hale gelirse zaten borcunu ödeyecek" diyor.
Konkordato konusuna da değinen Kandemir, son zamanlarda neredeyse her gün yeni bir konkordato haberi görüldüğünü, konkordatonun kanunun tanıdığı bir hak olduğunu ancak daha konkordato aşamasına gelmeden çözülebilecek şirketler varsa neden onları mahkeme kapısına kadar götürelim diye soruyor. FYY'nin burada çok daha fazla kullanılabileceğini belirtiyor: "Şirket bankalarıyla anlaşır, borç sürdürülebilir bir vadeye yayılır, işletme çalışmaya devam eder.
Bundan kim zarar görür? Banka alacağını tahsil eder.
Çalışan maaşını almaya devam eder. Tedarikçi müşterisini kaybetmez.
Devlet vergi toplamaya devam eder. Şirket de birkaç yıl sonra yeniden normal finansal düzene dönebilir.
Konkordato dosyalarının sayısı da doğal olarak azalabilir."
Her şirketi kurtarmak doğru değil
Ancak her şirketi kurtarmaya çalışmanın da doğru olmadığını vurgulayan Kandemir, "İşi bitmiş, gelir üretmeyen, borcunu ödeme imkânı kalmamış bir şirketle; fabrikası çalışan, siparişi olan, ticaret yapan fakat yüksek faiz yükünün altında geçici olarak sıkışmış şirketi birbirinden ayırmak gerekiyor" diyor.
Türkiye'nin önümüzdeki dönemde en fazla konuşması gereken konulardan birinin bu olacağını belirten Kandemir, "Çünkü yüksek faiz sadece yeni yatırım kararlarını etkilemiyor. Yıllardır çalışan şirketlerin bilançolarını da yoruyor. Yeni şirket kurmak elbette önemli. Ama elinizde çalışan şirketleri kaybetmemek de en az onun kadar önemli" ifadelerini kullanıyor.
FYY güçlendirilirse ekonomik rehabilitasyon kapısı olur
Finansal Yeniden Yapılandırma'nın bunun için elimizde bulunan çok değerli bir araç olduğunu söyleyen Kandemir, "Biraz güçlendirilirse, FYY sürecine katılan kamu ve özel bankalara destek sağlanır, yapılandırma konusunda bankaların elini rahatlatacak adımlar atılır ve alternatif finansman kanalları da sisteme dahil edilirse FYY, konkordatodan önce gerçek bir ekonomik rehabilitasyon kapısına dönüşebilir" diyor.
Sonuçta meselenin kimsenin borcunu silmek olmadığını vurgulayan Kandemir, "Borcu ödemek isteyen ve bunu yapabilecek şirketi daha yolun başında kaybetmemek. Bazen bir şirketin ihtiyacı yeni bir kredi değil, biraz zaman ve doğru yapılandırmadır. O zamanı verirseniz şirket kazanır, banka kazanır, çalışan kazanır, tedarikçi kazanır. Devlet de kazanır. Aslında mesele bu kadar basit" şeklinde konuşuyor.
